Abla

0 Yazan : - 19 Mayıs 2014 - Yaşam-İnsan

Abla_1

 

Abla kaç yaşındadır çok anlaşılmıyor, ama bu konuda iyi değilimdir zaten. Yine de ellilerinin başında olduğunu düşünüyorum. Geçenlerde gelinini getirdi tanıştırdı, oğlanın üniversite den arkadaşıymış, çocuk askerliğini bitirince evlenmişler. Gelinine iş arıyordu. Çalışıyor muydu önceden bir yerlerde diye sordum. Evet, muhasebe bölümünde çalışıyordu önceki işinde dedi. Gelin kafası öne eğik, kollar önde çaprazlama birleştirilmiş, öyle hiç konuşmadan duruyordu. İçimden, ne biçim üniversite mevzunu bu diye düşündüm, hani bu kadar utangaç ve sessiz, sanki köyden yeni gelmiş gibiydi. Tamam dedim, aklımda bulunsun, sağa sola arkadaşlara bir soracağım, muhasebeye eleman arayan var mı diye. Bizim şu anda ihtiyacımız yok ama. Abla sessizce mırıldandı, sekreterlik filan da olur, çalışması lazım, yeni evlendiler, çok borca girdiler. Tamam dedim, ben sana haber vereceğim. Teşekkür etti, gelin de kafasını kaldırmadan mırıldandı, oda teşekkür etti sanırım, odadan çıktılar.

İşte oğlan üniversiteyi bitirmiş,arkasından da askerliğini yapmış ve evlenmiş, abla tahmin ettiğim gibi, elliyi biraz geçmiştir işte. Oldukça kısa boylu ve zayıf bir kadın. Çok az kırlaşmış gür saçları, hep dağınık. Elleri, yüzü gibi görünen yerleri, oldukça yıpranmış gözüküyor. Temiz, pak bir görüntüsü var ama giydiği kıyafetler oldukça eski duruyor. Ayakkabıları hep tozlu, dikkatimi çekiyor. Sanırım yaşadığı mahalle oldukça toz, toprak, çamur içinde, o yüzden böyle olmalı.

Abla_2  Abla bizim ofiste çalışıyor. Ofisin temizliğinden ve mutfaktan sorumlu. Sabah yedi, yedi çeyrek gibi ofisi açıyor. Kimi zamanlar, otobüsü kaçırıyor ya da trafik yüzünden, on, onbeş dakika geciktiğinde ben ondan önce ofiste oluyorum. Diğer çalışanlar ise saat sekizi biraz geçe ofise gelmeye başlıyorlar. Yaklaşık bu yarım saatlik sürede nasıl aceleyle, çalışanlar gelmeden sabah yapması gerekenleri yetiştirmeye çalıştığını görüyorum. Önce pencereleri açıyor ofis havalansın diye, arkasından masalarda kalan boş bardakları toplayıp, onları yıkıyor çar çabuk. Zira, ofise gelmeye başladıkları andan itibaren çalışanlar, eğer çay hazır değilse, abla ilk azarını işitmeye başlıyor. Bunun hemen arkasından da genel ofis temizliği, masaların silinmesi ve yerlere pas pas. En son olarak ta tuvaletlerin temizliği. Ofiste yaklaşık yirmibeş kişi çalışıyor. Her birinin masası, mutfak, dinlenme odası, toplantı odası gibi bir de ortak kullanım alanları var. Bir kadınlar, bir de erkekler tuvaleti. Tüm bu alanların temizliği elbette bu yarım saat, kırkbeş dakikalık sürede bitmiyor. Bana kalırsa içlerinde en zoru tuvaletlerin temizliği. Kızların tuvaletini bilmiyorum ama erkek tuvaleti tam bir facia, yerleri genelde pis, klozet üzerinde, sarı kurumuş çiş damlaları, çöp kutusuna sığmayıp yerlere taşmış pis tuvalet kağıtları ve gün boyu içine hımkırılmış, sümkürülmüş lavabonun pek iç açıcı olmayan görüntüsü. Tuvalette klozetin arkasındaki sifonun üzerine asılmış olan “ Lütfen bulmak istediğiniz gibi bırakın “ yazısını kimsenin fark edip etmediğini çok kere düşünmüşümdür. Çok sık olmamakla birlikte bir de tuvalete atılmış, bir türlü gitmek bilmeyen sigara izmaritleri.

Güne başlangıç görevlerinin en son kısmı olan, yerlerin paspaslanması. Genelde her gün personelin artık ofise gelmeye başladığı anlara denk geldiğinden, kurumaya fırsat bulamamış zeminde yürününce doğal olarak yerler çamur oluyor. Abla paspası geçe bırakıyorsun, abla bak yerler gene çamur oldu, abla yerler niye kirli, daha paspas yapmadın mı? İşte her sabah ablanın ne yapacağını bilmez halde, elinde paspas, bir o tarafa bir bu tarafa koşuşturup işini yetiştirmeye çalışırken işittikleri.

Abla olabildiğince sessiz, neredeyse hiç konuşmuyor. Kabalığından, yabaniliğinden mi, yoksa bu iş en rahat böyle yapılır diye düşündüğünden mi bu kadar sessiz daha bunu anlayamadım.  Abla_3

Dahili hattan arayıp, çay kahve isterim kimi zaman, hiç bir şey söylemeden pat diye kapar telefonu. Duydu mu duymadı mı, anladı mı anlamadı mı söylediğimi bilmem. Sonra gelir tepsisinde çay ya da kahveyle iki dakikaya.

Mutfağa gittiğimde, oradaysa bir iki muhabbet etmeye çalışırım. Çoğu zaman mırıldanarak, tek kelimelik cümlelerle cevap verir, bazen de sadece hııı der, evet yerine.

Abla dedim bir keresinde, ne taraftan geliyorsun sen, ev nerede senin? Gazi de oturuyorum ben dedi. Eee dedim, yol ne kadar sürüyor? Normalde bir saatte geliyorum ama bazen bir buçuk oluyor. Ehh dedim, normal sayılır, ama yine de erken kalkıyorsun herhalde. Ortaya giden bir oğlan var dedi, sabah onun kahvaltısını hazırlayıp öyle çıkıyorum. Kaçta kalkıyorsun diye sormadım ama söylediklerini alt alta koyunca, abla her sabah beş gibi kalkıyor sanırım.

Gazi de oturuyorum dedi ya, ilgimi çekti hemen, Gezi olayları filan en hareketli mahallelerden birisi. Eee dedim, nasıl sizin oralar, karışık biraz galiba, olaylar filan televizyonlarda gösteriyor hep. Hep öyledir bizim oralar dedi, kafasını kaldırmadan, çay bardaklarını durulamaya devam ederken.

Abla ofisteki en zayıf halka. Bir de böyle suskun olup da, hiç bir şeye cevap vermediği için, çoğu kez insanlar ona patlıyor. Evinde kavga mı ettin, şefinden fırça mı yedin, kredi kartlarının ödemelerini yapamıyorsun günde yirmi kere banka seni cepten arayıp taciz mi ediyor, evde hastan var moralin ona mı bozuk? Abla yerleri çamur etmişsin, abla bu çayın demi kaçmış, ne biçim bu çay bu böyle, abla masanın üstü leş gibi, silmedin mi sen bu sabah bu masayı, abla ben sana orta şekerli dedim, ne bu kahve böyle zehir gibi olmuş al sen iç bu şeyi, abla, abla, abla…

Bugün öğleden sonra çay almaya mutfağa inmiştim. Dönerken ablayı fark ettim. Mutfağın hemen yanında, öğlenleri yemek yediğimiz bir oda var. İki tane masa, on tane de sandalye. Tek başına orada oturuyordu, dizlerini birleştirmiş, ellerini diz kapaklarının üzerine koymuş, kafasını eğmiş ellerine doğru bakıyor ve hafifçe de kamburunu çıkarmış. Öylece sessizce oturuyordu hiç kımıldamadan, sanki nefes bile, almıyor gibiydi. Abla dedim iyimisin? Cevap vermedi yine, çoğu zaman olduğu gibi.

Abla yaklaşık bir senedir biz de çalışıyor. Adını bile bilmiyorum daha.

Abla_Alt

 

Metin Yuce

Sorunsuz yaşa, parasız idare edebilmenin simyasını bul, ölene kadar gez.
Birde bunun latincesini yazabilecek birini bulsam çok havalı olacak.
sağolsun işletme müdürümüz tercümemi yaptırmış..
Inconsutilem aetate, potens ad tractandum gratis Find alchimiae, usque ad obitum suum in hindsight.

Facebook Twitter YouTube   

No comments

Leave a reply

Daha fazla Yaşam-İnsan
Aşureden hallice…

Hissettiklerimi anlatabilir miyim bilemiyorum. Hissettiklerim demem de yanlış... Çünkü hiç şüphesiz anlatmakta hatta anlamakta çok zorlandığım, sert ve sadece yaşayanın...

Adam

  Adam tam elli yaşındaydı. Uzunca sayılabilecek bir boyu vardı. Son on senedir oldukça kilo almıştı ve bayağı şişko gözüküyordu....

Kapat