Warning: Illegal string offset 'custom' in /home/lovepeac/public_html/wp-content/plugins/super-post/super-post-meta.php on line 89

İstanbul – Ankara artık 6 dakika

1 Yazan : - 24 Mart 2013 - Seyahat, Yaşam-İnsan

 

At arabası, posta arabası, eşek, kamyon, araba, tren, hızlı tren derken belki de kim bilir İstanbul Ankara arası 2023 hedefleri kapsamında 10 sene içerisinde ayakları yerden kesmeden altı dakikada alınabilir bir duruma gelecek. Ama şimdilik hala normal bir araba ve normal bir sürücü ile dört dört buçuk saat te alınabiliyor. Üşenmedim çektim, sonra eve gelince yine üşenmeyip bilgisayarın başına geçip kestim biçtim ve sizler için bu videoyu yaptım. Şimdilik İstanbul dan Ankaraya altı dakika da giden tek şey bu videodur.

Ben size biraz, bu önemli yolun demografik, jeo politik ve sosyo ekonomik yapısı hakkında bir kaç ufak ip ucu vermek istiyorum. Yol güzel bir yoldur. İstanbul çıkışında saate de bağlı olmak üzere biraz trafiğe yakalanabilirsiniz ama yine de Kocaeli çıkışına kadar canınız sıkılmaz.Bu güzergahta sık sık yol bakım eksik olmadığından bir anda kendinizi trafik kukalarıyla ayrılmış özel şeridinizde karşı istikamette giderken bulabilirsiniz. Bundan başka dilovası nı geçtikten sonra rampaya vurduğunuz da arka arkaya sizi bekleyen ve girişinde farlarınızı yakın tabelası bulunan tünellere girerken cidden farlarınızı yakın, bu 2 tünelde kısa olmalarına karşılık ziyadesiyle bakımsız ve az ışıklıdır asfaltıda tarladan hallice olduğundan bu farlarınızı yakın uyarısına lütfen aldırış ediniz.

Kocaeli çıkışından sonra Sapanca ayrımına gelmeden evvel Mc donalds bile yiyebileceğiniz ilk ciddi mola istasyonu, bence tüm yol boyunca olanların en başarısızı. Mecbur kalmadıkça ( böbrek, bağırsak konuları ) bu istasyonda durmamı gerektirecek birşey yoktur. Sapanca çıkışını geçtikten sonra sol tarafınızda Sapanca gölünü görebileceğiniz ilk noktadaki S virajı bu yolun en süprizli ve tehlikeli S virajı olarak seçmiş bulunuyorum, süratinizi azaltın direksiyona güzel yapışın Seyahatiniz günün erken saati başlamışsa ( Ankarada sabah bir toplantıya filan yetişiyorsanız ) sapanca – Düzce – kaynaşlı güzergahından geçerken sis e yakalanmama ihtimaliniz bence sıfır. Az yada çok illaki gözlerinizi cama yapıştıracak hatta flaşörlerinizi yakmanıza yetecek kadar siste gideceksiniz, bunu unutmayın. Hafif uyku haliniz varsa zorlamayın müsait bir boşluğa çekin yeteri kadar koltuğu yatırıp uyuklayın. Bu sis illeti aynı zamanda özellikle gün doğumunda size inanılmaz manzaralar sunacaktır, sakarya nehrini geçerken biraz öncesinde biraz sonrasında ahh, keşke fotoğraf makinamıda yanıma alsaydım bu cep telefonunun kamerasından da bir bok çıkmaz diyeceksiniz ama yinede çekeceksiniz biliyorum ama cidden cepten çektikleriniz bir halta benzemeyecek.

Kaynaşlı sapağından Bolu tüneline doğru ilerlerken, ahh ahh eskiden bu Bolu dağı ne yaman yoldu gitsen gidilmez dönsen dönülmez adamın anasını bellerdi hele karda var yaa, diye aklınızdan geçecek, benimde her seferinde geçiyor işte.. Bolu tüneline geldiğinizde sizi tünel içerisinde 70 km süratle gitmenizi öğütleyen o kadar çok uyarı olacakki ayağınız hep böyle frende gideceksiniz bu tünelde, ama yinede yetmişi pek göremezsiniz diye düşünüyorum. Tünel çıkışındaki Abant kavşağı öncesi yeni açılan outlet shopping mall merhametsizce çok büyük ama bir durup dolaşın. Pek birşey yok dişe dokunur sizde farkedersiniz sanırım. Ehhh bir avazda Boludan geçip Yeniçağ – dört divan çıkışlarına yaklaşıyorsunuz demektir. Ben şu ana kadar olan tüm araba yolculuklarımı tek başına yaptığımdan gücümü en ekonomik olarak kullanabilmek adına bu dört divan tesislerinde ihtiyaç molamı yaparım. Diğerlerinin arasında en güzelidir diyemem elbette ama uygundur havası adamı ayar, hele kış vakti dışarda biraz fazla takılırsan ( mesela çay eşliğinde bir değil de iki sigara içeceğim diye kastırırsan ) bu kezde adamı hasta eder bilesiniz.

Dört divanı ardımızda bıraktıktan sonra sağ sol göz alabildiğine düzlük yol bomboş işte buralarda artık hadi sıkıldım bu yoldan da demeye başlarsınız ve gaza da biraz daha abanırsınız, sonra yavaştan tırmanmaya başlarsınız o düzlük arka dikiz aynanızda görünürken, benim için tüm yolun en favori mekanına geldiniz demektir. Cankurtaran. Burası var ya şok eder adamı bir anda karla karşılaşıverirsiniz de ne olduğunuzu anlayamazsınız. Öyle pis, güzel bir yerdir. Tam böyle rampa biter sağ sol orman başlar, işte orada tuzaklı bir dinlenme istasyonu sizi bekliyor bileseniz. Tuzaklı dedim çünkü diğer servis istasyonları gibi yoldan gözükmez, tabelası vardır ve genelde siz o anda karla ilk karşılaşmanın şokunu yaşarken gireyim mi girmeyeyim mi diye böyle kararsız kararsız ilerlerken hoop geçip gidersiniz, ama… Burası tüm yoldaki tek kaçırılmayacak yerdir aslında. Sapaktan girersiniz yol zaten anında kaybolur ve klasik bir küçük ebat benzin istasyonuyla karşı karşıyasınızdır. Buraya kadar farklı bişey yok değil mi? evet yok, ama hemen sağ tarafınızda filmlerden çıkıp gelmiş ahhaa.. ne hoş yer diye ilk tepkinizi koyacağınız çok romantik bir dağ oteli orada duruyor, görmemenize imkan yok. Bu otel ufak bir yol oteli ama Ormanın içinde önünde de bir minik göl, hani her seferinde olmasa bile bir çok keresinde ön balkonunda ( göl orman manzaralı tarafı kastediyorum elbette ) çayımı sigaramı içerken kalayım bir gece şurada yahuu diye iç geçiririm. O orman beni öyle çeker ki her sefer böyle herşeyimi arkada bırakıp o ormana dalıp ilk yüz metre içerisinde karşıma çıkacağı garanti olan ayı ile hayatımın geri kalanını mutlu mesut geçirmeyi hayal eder dururum. İşte öyle güzel ve etkileyici bir yer burası.

Neyse Cankurtaranı da böylelikle arkamızda bıraktık ve bir saat kadar sonra Ankara gişelerde olacağımızı biliyoruz artık, ha gayret dayan koçum.. Ufak ufak rampa aşağı inmeye başlarsınız Gerede sapağını geçtikten sonra bir anda bu kez yanlışmı geldim allahım burası Grand Canyon a çok benziyor diyeceksiniz, yok değil doğru gidiyorsunuz, burası Çamlıdere baraj gölünün orası ama aynı coğrafya durup fotoğraf çekmelik muhtelif cepler var. Bir durup iki üç fotoğraf çekin banada dua edin burayı size gösterdiğim için. İşte geldik artık, Çamlıdereyi geçtikten sonra tekrar bayır aşağıya ve on dakika kadar sonra gişeler ve hoş geldim Ankara..

Gişe çıkışında nöbetçi ekip her daim trafik kontrolünde ama şu güne kadar bir sıkıntı yaşamadığımı belirtmek isterim. Bu yolun birde dönüşü var ama tabi uzun uzun birde dönüş yolunu anlatacak değilim, aynı yoldan geri dönüyorsun işte Ankaraya giderken ensemizde gözümüz olmadığı için aynı güzergahta başka güzel manzaraları görüyoruz bu kez. ama iki konuya dikkat çekip konuyu toparlayayım. İlk konu etçi Sabahattinin yeri ile alakalı. Bu Sabahattinin yeri zamanında Bolu dağına çıkarken bölgenin en fiyakalı et lokantasıydı, orada durupta etleri köfteleri sucukları götürmediğimiz zaman kesin bir yerlerimiz şişerdi, o kadar şahaneydi bu Sabahattin in et lokantası. Tünel açılıpta artık Kaynaşlıdan geçmez olduğumuz da en çok bu Sabahattinin yokluğu beni vurmuştu, sonra bir seferinde ne göreyim Bolu tünelinden çıkıyor Abant sapağını geçiyorsun ve işte tam orada Sabahattinin et lokantası yeniden karşımda duruyor, nasıl duygulandım anlatamam. Gereğini yaptım elbette durudum ve yedim. ama yemez olaydım artık Sabahattin eski Sabahattin değildi, lezzet değişmiş, porsiyonlar ufalmış ama hesap neredeyse üçe katlamış, ahh Sabahattin öyle kırıldım ki sana o gün anlatamam..

İkinci ve son hususta şudur; İzmiti geçersiniz İstanbula iyice yaklaşmışsınızdır ama yolda çaktırmadan bir daralır bilmem fark edebildiniz mi, o Hereke filan oralardan geçerken soldaysanız ya sürekli selektör yersiniz yada sağdaysanız kağnıdan hallice koca kamyonların arkasına gömülüp kalır çıkamazsınız sol şeride. Yolun kanımca en sıkıcı bölgesidir burası böyle bir yirmi dakika kadar gidersiniz sonra pat pat arka arkaya iki tünelden geçer ve Dilovasına varırsınız, o anda da yol tekrardan genişlemiştir. İşte yol genişlemiş siz gaza asılmışsınız ve Dilovası rampasını çıkıyorsunuz ve diğer tüm vasıtalar da sizinle aynı ruh halinde, hani tabiri caizse herkes zincirinden boşalmış gibi. İşte giderken Sapanca gölünün başladığı yerdeki S viraj, dönerken de Bu dilovası rampası bu güzergahın en sakat iki bölgesi bence. Aman dikkat buralarda.

Her yazı gibi bu yazının da bir sonu olması lazım bunun farkındayım, işte burası yazının sonu ama eğerki sıkılmadan bıkmadan yazının burasına kadar geldiniz zahmet ettinizse size küçük bir süpriz var burada. Yazıyı sonuna kadar okuyan duyarlı ve saygıdeğer okuyucularıma bir hediyem var. Bana burada göreceğiniz mail kutuma bir mail atarsanız, bu minik hikayemi sıkılmadan bir de sesli olarak kaydettim ve size sesli kitap tadında yollayacağım ( evet hediye bu, sesli kitap )

 

Yazarın Diğer Yazıları

  • Abla
  • Adam
  • 2013 yazında neler oldu?
  • Devrimin Ruhu...
  • Jan Svankmajer

Metin Yuce

Sorunsuz yaşa, parasız idare edebilmenin simyasını bul, ölene kadar gez.
Birde bunun latincesini yazabilecek birini bulsam çok havalı olacak.
sağolsun işletme müdürümüz tercümemi yaptırmış..
Inconsutilem aetate, potens ad tractandum gratis Find alchimiae, usque ad obitum suum in hindsight.

Facebook Twitter YouTube   

1 Comment

  • Senin videonun benzerini yapmışlar https://vimeo.com/16579840

  • Leave a reply

    Daha fazla Seyahat, Yaşam-İnsan
    Jai Guru Deva!

    Rishikesh'e ilk gittiğim zamandı galiba, sevgili bana Neelkaanth'ı gösterdi," işte Beatles o bomba şarkıları burda yapmıştı" dedi, ormandan acaip müzik...

    Budur..

    "Hadi Goa'ya gidelim, "...."hmmm... Oyt en güzel programı sen yaparsın ".... "Mimolet gibi olmasın ha....."Oyt uğraşır programlar yapar hepimize mail...

    Kapat