Warning: Illegal string offset 'custom' in /home/lovepeac/public_html/wp-content/plugins/super-post/super-post-meta.php on line 89

Küçük Demir Çocuk, Babam ve Stockholm

2 Yazan : - 05 Mayıs 2013 - Seyahat

 

holmstock

Çok kötü bir dönemimdi, babam hastaydı, tam teşhis konamıyordu, testler, doktorlar, birbirini takip eden kâbus gibi günler yaşıyorduk. Şubat ve mart ayının yarısını bu karabasanın içinde geçirmiştik. Daha önceden alınmış bir uçak biletimiz vardı, hesapta doğum günümü (2 Nisan) Stockholm’de geçirecektik. Gitmememiz daha doğru olacaktı, babam yeni ameliyat olmuştu, kolundan bir kitle almışlardı ve bu kitle büyük olasılıkla sarkomaydı(şifası olanaksıza yakın, yumuşak doku kanseri). Kitle patolojiye yollanmıştı ve sonuç on beş gün sonra çıkacaktı. Babam, annem ve Metin biletlerimizi iptal etmememiz konusunda ısrarlıydı, bekleme dönemindeydik ve bu üç günlük kaçışımızın kimseye bir zararı dokunmayacak, aksine belki moralimi düzeltecekti. İstemeye istemeye kabul ettim. İşte Stockholm’e bu kafayla gittim, nereye gittiğimi bile düşünmeden, aklımda sadece çıkacak sonucun korkusuyla o uçağa bindim.

Stockholm train

İndiğimizde gökyüzü muazzam bir renkti, buralarda olmayan kuzeye has çılgın bir mavi. Hemen otelimize gittik. Şehrin eski kısmı olan (old town) Gamla Stan bölgesinde, Victory adında çok acayip, dar, ip gibi incecik bir otel… Sanki sıkıştırılmış gibi, gördüğüm en dar binalardan biri, ama çok sevimli. The Collectors zincirinin bir parçasıymış. Bir nevi müze otel, daracık koridorları sanki sergi salonu gibi. Şahane bir otelcik, gidecek herkese rahatlıkla öneririm. Sonra aldık fotoğraf makinalarımızı, çıktık Stockholm’ün şahane sokaklarına, pırıl pırıl ama da jilet gibi soğuk bir hava vardı. Bambaşka bir iklim, insanı diri tutan ve enerji veren cinsten. Şehrin o eski sokakları, birbirine yapışık sanki kabaca renklendirilmiş, sarının ve turuncunun tüm tonlarındaki ortaçağ binaları, o binaların altındaki minicik, son derece kaliteli ve özgün dükkânlar, küçük, oyuncak gibi kafeler, rengârenk giyinmiş güzel ve her daim kibar İskandinav insanları. Işığı öyle değişik ki şehrin… Erken gün batımlarında morlu pembeli bir sarı oluyor gökyüzü… Güneş batarken daha kocaman ve daha hızlı, birdenbire cup diye batıveriyor sanki. Bende gerçekten antidepresan etkisi gösterdi Stockholm. Öylesi dingin ve huzurlu ki. Hiç dönmeyip köşelerine saklanayım, hafızam sıfırlansın, burada eski bir duvarın taşı olayım, soğuk karlar yağsa da üzerime bu huzurla kalıvereyim öylece istedim. İstanbul’da pek de rastlayamadığımız, sessizliği dinlemek diye bir şey var (Heybeliada’yı dışında tutuyorum), işte İsveç’te kaldığım o üç günde ben o sessizliği dinledim, içimi boşaltıp temizledim, arındım sanki. Şehir bana arkadaşlık etti, sırtımı sıvazladı, olgun bir dost gibi sarıp sarmaladı.

stokholm

Bir gün tekneye bindik, hava yine mükemmeldi, yine o masmavi cam gibi gökyüzü… Stockholm archipelago’ya gittik, archipelago ada topluluğu demek. Şehir  ismini üzerinde kurulduğu irili ufaklı 14 adaya ithafen ‘stock’ (kütük) ve ‘holm’ (ada) sözcüklerinden almış. Archipelago, Stockholm’ün doğusuna doğru yaklaşık 60 kilometre içine serpiştirilmiş yaklaşık 30bin adacıktan oluşan nefis bir doğa. Bazı adacıklar o kadar küçücük ki üzerine sadece rengârenk, İskandinav tarzı şahane bir ev kondurulmuş, önünde de teknesi… Sadece Baltık denizinin ve rüzgârın sesi… Dünyadan uzak, huzur içinde yaşamak uzaktan güzel göründü bana ama bilemiyorum tabii… Yaşayana sormalı…

lonely

Stockholm’de 1 milyondan az insan yaşıyor ama 70 müzesi ve 38 milli parkı var. Yorumunu siz yapın ben sadece bu bilgiyi vermiş olayım. 10 Aralık günü İsveç’in ve Stockholm’ün en önemli günü, çünkü her yıl bugün Nobel töreni düzenliyorlar. Nobel ödülü ve bunu takip eden meşhur akşam yemeği İsveç’in en büyük mimari projesi olan, 8 milyon kırmızı tuğladan inşa edilmiş olan Belediye Sarayı’nda düzenleniyor. Ertesi gün sokak aralarında dolaşırken şahane bir heykelciğe rastladık. Bu minyatür, demirden yapılmış erkek çocuk heykeli, şehrin sakinlerinin ve turistlerin favorisiymiş, adı Jarnpojke imiş. Onu o kadar çok seviyorlarmış ki soğuk kış günlerinde halk, üşümesin diye ona şapkalar giydirip, kaşkoller sararmış. 1919 yılında Liss Eriksson tarafından yapılmış bu sevimli heykelin yanında gofretler, şekerler ve paralar var. Ne olduğunu merak ettim yanımdaki İngiliz kadın turiste sordum. Beyaz saçlı tatlı turist gülümseyerek bana heykelin başını okşayıp yanına çikolata, şeker ya da bozuk para bırakırsam bir dileğimin gerçekleşeceğini söyledi, teşekkür ettim ve hemen cüzdanımdaki bozuk paralarımın arasından iki üç Türk lirası çıkartıp bıraktım oğlan çocuğunun yanına… Tabii ki tahmin ettiniz… Sevgili babamın biyopsi sonuçlarının tertemiz çıkmasıydı bu küçük, tatlı demir çocuktan istediğim…

boy

Üç günlük bu Stockholm benim yıllar sonra da unutamayacağım bir yolculuk oldu. Karamsarlığımdan sıyrılarak temiz enerjilerle döndüm İstanbul’a. Babam iyi görünüyordu, ertesi gün sonuçları belli olacak olmasına rağmen neşesiz değildi, bizim İsveç’te temizlenmiş ruhlarımız da ona iyi geldi sanıyorum. Ertesi sabah koştur koştur hastaneye gittik. Raporumuzu aldık, heyecanla baktık, tertemizdi, kanser manser yoktu… Bilmiyorum Jarnpojke’nin yardımı oldu mu bize… Ama benim için o küçük heykelciğin değeri çok büyüktür. Babamdaki hastalık bunu takip eden günlerde teşhis edildi. Sarkoidosis miş hastalığı, zor teşhis edilen ve kanserle çok karıştırılan, illet ama tedavisi olan bir hastalıkmış. Küçük miktarlarda steroid alarak sıkıntısız şekilde devam ediyor bugün hayatına…

siluet

wallbike

adam

Yazarın Diğer Yazıları : 

 

Ruhunu ve dünyasını temiz tutmaya çalışan,
bir şeyleri, birilerini ötekileştirmeyen normal insan..

Facebook Twitter    

1 Comment

  • busi 05 Mayıs 2013 - 17:10

    buradaki gökyüzü mavisi bayragina bile rengini vermistir. bayragindaki mavinin birebir aynisi. bunun sebebi ise kuzey rüzgarlari bulut ve buhar tutmuyor gökyüzünde. haliyle de gökyüzü eger hava güzelse bu kadar güzel oluyor. zaten güzel olmadigi zaman da gercekten berbat oluyor :)

  • Leave a reply

    Daha fazla Seyahat
    Campo Dei Fiori – Dünyanın En Güzel Pazarları

    Uzaklardan sokak seslerine karışmış bir müzik duyuluyor. Ne dediğini anlamıyorsunuz ama pür dikkat dinliyorsunuz. Elinizde soğuk  bir kadeh prosecco.  Güneşli...

    Toscana, Floransa.. mmm Çok Leziz

      İtalyan yemekleri hepimizin malumu. Pizza, pasta, şahane soslar ve enfes et yemekleri… Sevmeyen var mıdır bilmiyorum ama biz fena...

    Kapat