Roopkund Trek / Zirve

3 Yazan : - 21 Nisan 2013 - Seyahat, Yaşam-İnsan

1Brotherz
  Düz boş bir alanda gözlerinizi kapatın ve yürümeye başlayın. Kaç adım yürüyebildiniz gözlerinizi açmadan? Ben çok denedim, oniki onüç en fazla. Şimdi şunu hayal etmenizi istiyorum, yirmi otuz santim genişliğinde patika bir yol, bir yanınız dağ diğer yanınız uçurum, bastığınız yer taşlık oynak bir zemin ve üzeri kar kaplı. Şehirden alışık olmadığınız şiddette bir rüzgar, yağan kar, sıcaklık sıfır derece civarında ve bu durumun tamamına çok da uygun olmayan kılık kıyafet. Sert rüzgarla yüzünüzü döven kardan korunmak için gayri ihtiyari gözlerinizi o kadar kısıyorsunuz ki, adeta gözler kapalı bir yürüyüş bu. İşte saatlerce bu şekilde yürüdük Bhagubhasa daki kamp alanına ve oradan da Roopkund gölüne kadar. Sanırım bu yürüyüşteki kadar, daha evvel hiç bir zaman, hayatıma, bedenime ve zihnime bu derece konsantre olmamıştım. Bu şekilde bir yürüyüşün, ne kadar keyifli, ne kadar saçma ya da ne amaçla olduğu konusunu burada okuyucuya bırakıyorum. Aylar sonrasında bu yazıyı yazarken hissettiğim, iyi ki yaptım ve bir daha kesinlikle yapmak isterim.

BednibugyalBedni Bugyal‘daki sabahımızda, bir ağızdan homurdanıp söyleniyorduk. Gecenin soğuğu, üzerini çiğ örtmüş çadırlarımızın sırıl sıklam oluşu, topraktan gelen soğuğun tüm gece boyunca uyutmadığı ve buna benzer bir takım, ne işim var ki burada diye bize yaptığımız işi sorgulatan olumsuz şartlar. Hayat, sen ve kainat arasındaki bir diyalog aslında. İş ki kainatın dilini anla ve sana söylediklerini duyabil. Onun dilini anlamadığında ya da söylediklerini duyamayacak kadar başka işlerle meşgulsen, kaybeden hep sensin. İşte bizim de bu söylenmelerimizin cevabı hemen yirmidört saat içinde geldi. Bhagubhasa’da çayır çimen yok onun yerine taşlık ve kayalık zemin üzerinde çadır kurabilmek için düzleştirilmiş birbuçuk, iki metrekarelik alanlar var. Bhagubhasa’da çiğ yok, onun yerine ıslık gibi öten rüzgarda yağan kar var. Bhagubhasa’da büyük abdestini ederken, gözlerini kapayıp, yüzünü yukarı kaldırdığında, tuvalete çıkma seansını özel bir meditasyona dönüştüren tüm hücrelerinde hissettiğin, o güneşin sıcaklığı yok, onun yerine bokunu daha yere düşmeden donduran soğukta işini tamamlayıp, buz tutmuş parmaklarınla yalapşap taharet temizliğini yapıp, kendini çadırın içine uçarak atıp saatlerce tekrardan ısınabilmeyi beklemek var. İşte dediğim gibi hayat seninle kainat arasındaki küçük diyalogların toplamı.

sonkamp

Bhagubhasa‘daki sabahımızda güneşin ilk ışıklarıyla uyandık, cümlesini burada yazabilmek çok isterdim. Ama gece uyuyamadığımız için uyandık diyemiyorum, Ve çadırdan dışarı çıktığımızda da yağan kar.. (Güneşi çok uzun saatler göremedik.) İki üç saat kadar yürüyüp Roopkund’a varacağız (görev tamamlanacak) sonrasında artık bayır aşağıya Bedni Bugyal’daki kampımıza geri döneceğiz.
Şöyle bir durum vardır belki bilirsiniz, çıkış her zaman için inişten daha güvenlidir. Çıkarken sağlam bastığınız ayağınız hep arkanızdadır. İnerken de hep bir konsantrasyon eksikliği vardır ve bir an önce kıçınızı koyabileceğiniz rahat bir yere varmak için acele edersiniz. Esas tehlike hep iniştedir bu yüzden. Bugün buraya tırmanırken de bunu düşündüğüm bir kaç yer oldu, allahım dedim (içimden elbette) burayı tırmanıyorum da şimdi, sonra kaymadan düşmeden ben buradan nasıl ineceğim. İnsan dağlara neden tırmanır diye bir soru varsa, elbette size uyar ya da uymaz bir sürü de cevap vardır. Doğumla ölüm arasında kalan yaşamda, ilk andan son ana kadar, kendinle bir başına kalıp araya hiç bir şey sokmadan bir olmayı anlayabilmeye ve bunun, gücünü ve enerjisini hissedebilmeye, insanın mutlak ihtiyacı vardır. Bunu yaşam süresi içerisinde deneyimleyebilmek, kimine kısmet kimine de değil sanırım. İşte benim, insan neden dağlara tırmanır sorusuna cevabım bu.

Esekligol

Akşam üzeri, güneşin dağların arkasına kaybolma zamanıyla eş zamanlı olarak Bedni Bugyal’a vardığımızda kamp alanının bir kilometre kadar dışında bizi karşılayan servisçi sherpa’nın termosundaki çorba, bugünkü uzun, zorlu yürüyüşün güzel bir hediyesiydi. Artık dönüş yolundayız, bunun benzeri için bir kere daha fırsat olacak mı, bilemiyorum ama burada, yaşadığım her anı sonuna kadar keyifle üzerimde taşıyacağım. Şimdi istikamet Risikesh, Ganj’da rafting yapıp, German bakery‘de güzel şeyler (batılı) yiyeceğiz.
Bu bacaklar beni taşıdığı sürece, kimsenin gitmediği yere git, kimsenin yemediğini ye, kimsenin görmediğini gör. Buda benim motto’m olsun işte..

snowkund

1Rest

1Walk

1Falling

1hollyCows

Yazarın Diğer Yazıları

  • Abla
  • Adam
  • 2013 yazında neler oldu?
  • Devrimin Ruhu...
  • Jan Svankmajer

Metin Yuce

Sorunsuz yaşa, parasız idare edebilmenin simyasını bul, ölene kadar gez.
Birde bunun latincesini yazabilecek birini bulsam çok havalı olacak.
sağolsun işletme müdürümüz tercümemi yaptırmış..
Inconsutilem aetate, potens ad tractandum gratis Find alchimiae, usque ad obitum suum in hindsight.

Facebook Twitter YouTube   

1 Comment

  • […] Pingback: Roopkund Trek / Zirve | LovePeaceTravel […]

  • Leave a reply

    Daha fazla Seyahat, Yaşam-İnsan
    Forget Everything Part II

    St.Patrick metro istasyonu... serin hava, deli gibi yağmura döndü, ehliyet sinavına gireceğim böyle hava olur mu ??? Shepherd metro istasyonunda...

    Hepimiz Gregor Samsa’yız…

      Hiçbir şey değişmiyormuş gibi geliyor ya, büyük yanlış. Aslında kısacık zamanlarda fikirler, yaşam biçimleri, doğrular, prensipler tepetaklak oluyor. Bizlerse,...

    Kapat